28 Temmuz 2010 Çarşamba

Kahve kokan uykusuz bir gece.Kum tanelerini dans ettiren o müthiş dalga sesleri.Ilık bir rüzgar ve bir kadeh hüzün var masamda.Kendimi kaybettiğim anlardan birini daha geçirmenin mutsuzluğu bu üzerimde.Sessizlikte haykırdım kokusunu, bencil dokusunu kıskançlığın.Kime baksam ıssız, uçsuz bucaksız bir çöl, hiç gidemediğim o göl, akar gözlerinden, sözlerinden.Kıvrımında kaybolan bir yılan misali, belki anlam kazanır saçlarının düzlüğünde hayat.Sakinlikle maskelenen bir yüz, o yüzün altında unutulmuş iki göz, baktı tekrardan dünyaya çıplak, yalın ve kustu içini tüm pisliğiyle.Yıpranan sen, dökülen bir yapraktım ben, yazı sonbahar sanan ıhlamur ağacından.Her yudumunda sarhoş oldum hüzün dolu kadehimin, her yudumda seni buldum, içindesin düşlerimin...


Kaan PLATİN

26 Temmuz 2010 Pazartesi

Değişik bir anımı paylaşmak istiyorum sizlerle.Dün herzamanki gibi bir gündü ama o sıradanlığı ufak bir çocuğun gürültülü sesler çıkaran garip oyuncağı dikkatimi çekerek bozdu.Başta sadece sesini duyduğum için dikkatimi çekti ama gördükten sonra daha bir ilginç hal aldı.Gördüğüm oyuncak müzikler çalan ve o müzikle dans eden bir inşaat kepçesiydi.Nasıl yani dedim.Dünya üzerinde nasıl bir insandır bunu yapan, böyle bir hayal gücüyle inşaat kepçesini dans ettirip bununla çocukları eğlendiren, sorguladım kendimi.İnsanlar ufak şeylerden mutlu oluyor diye bir kalıpsal düşünce dolanıp duruyordu etrafımda ama bu gördüğüm mutluluğun sebebi hiç bir kalıba sığacak gibi değildi.O çocuğun oyuncağı elindeyken dünyayı unutuşu, arkadaşları koşup oyuncagına baktığında hemen onu kucağına alıp sahiplenişi bambaşkaydı.Ama hala şokundayım o manzaranın.Hareket edip dans eden, kendi çevresinde dönen, saçma sapan sesler çıkaran o inşaat kepçesi sanırım hiç unutulmayacak benliğimde...

25 Temmuz 2010 Pazar

Tuhaf bir dostluk var aramda onlarla.Konuşuyorum ve konuşacağım hayvanlarla.Bu delilikse evet öyleyim.Hayatın içinde kaybolmuş bir kelebeğin varlığının o en değerli dakikalarını bana ayırıp dinlemesi fedakarlıktır benim gözümde.Yada önündeki yemeğini unutup bana bakmasıdır bir köpeğin konuştuğumda.Bunu hanginiz bu kadar içten bu kadar doğal yapabildiniz peki ? Hayatın içinde kendi yerinizi koruma isteği, sürekli bir saldırı halinde bir yerlere gelme çabası, dost sözcüğünün bile ardına saklanan çıkar ilişkisi, para, seks, din, dil, ırk...Bu liste böyle uzayıp gidiyor.Hanginiz bunlar kafanızdan geçmeden dinlediniz karşınızdakini ?Onlar yaptı bunu.Ufak bir kedi geldi açtı gözlerini önümde ve baktı bana.Gözleriyle anlat, ben buradayım seni dinliyorum dedi.Onun gözlerinde gördüğüm tek şey benim ağzımdan çıkan kelimeleri yakalama arzusuydu.Beni anladığını hissediyordum her cümlemin son noktasında.Biliyordum dinlediğini tüm içtenliğiyle.Başka ne ister ki insan ?Konuşuyorum ve konuşacağım hayvanlarla.Bu delilikse evet öyleyim...

Kaan PLATİN
Sakladığım bir düş
Düşlerimdeki o kuştun sen
Kanat çırpışınla öğrendim uçmayı
Bir tüyünle düştüm hırçın denize
Karanlığımda bir ışık yandı
Aydınlattı en ücra köşeleri
Kulağımda hala martı sesleri
Gerçekmiydi hayaller?
Yasakmıydı meyven?
Isırdım korkmadan
Bedenim bir rüyadan uyandı
Aldı kollarına seni
Ve tekrar uykuya daldi
Tüm düşlerimde sen
Gerçek işte bu anlar
Sevgilim, tatli rüyalar..

Kaan PLATİN

24 Temmuz 2010 Cumartesi

Kaybetmek hayati..."Kaybetmek" gün içinde kelime olarak o kadar çok karşımıza çıkmasada kaybediyoruz bir çok şeyi farketmeden.Hissedemeden yitiyoruz önemli olan, hayatımızı değiştirebilecek şeyleri.Ve bunu yaparken hiç düşünmeden, mantık yürütmeden hatta bilmeden, anlamadan yapıyoruz.Geri kalan tüm hayatımızı etkileyecek, ona farklı bir anlam katıcak ya da onu tamamen değiştirecek şeyleri hiçe sayıyoruz adeta.Bu kadar önemli olan kayıp nedir diye düşündüğünüzü biliyorum içten içe, bu biraz paranoyak bir düşünce olarak gelebilir kulağınıza ama biz her yaptığımız seçimde seçmediğimiz tarafın hayatını kaybediyoruz.Evet önümüze çıkan iki yoldan hangisini seçersek seçelim hiç bir zaman mutlu olamıyoruz, neden mi ? Çünkü o seçmediğimiz yolda verdiğimiz kayıplar bizi rahatsız ediyor.Yolda yürürken attığın adımlardan birini yavaşlatmak bile sana bambaşka bir dünyanın kapılarını aralıyor.Yada aldığın nefesler arasında ki o duraksamalar...Zaman dibi görünmeyen bir havuz, ona attığımız her çakıl taşı sonsuzluğa uzanan yolculuğuna çıkıyor ve o çakıltaşının havuzdan taşırdığı her damla su bambaşka bir yola sürüklüyor bizi.Düşünün bir dakika, gözlerinizi kapatıp, "Beş yıl önce eve gelirken beş sn daha oyalansaydım görebilirmiydim şu an karşımda duran bu insanları ?" diye bir sorun kendinize.İşte bu yüzden sonsuz bir kayıptan bahsediyorum.Aslında kaybettiğimiz o hayatın nasıl birşey olduğunu bilememekte büyük bir kayıp.Çünkü o kaybedilen hayatı düşünürken bile bi sonraki kaybımızı veriyoruz hayatın rotasında.Milisaniyelik bir sapma bile hiç hayal edemiyeceğimiz bir hayatın kapılarını açıyor, diğerini kapatırken.Herkesten duyuyorsunuzdur hatta kendi cümlelerinizde de kullanıyorsunuzdur "keşke demeden geçirmek istiyorum ömrümü" diye.Ama bu tamamen bir yalan, sadece mantığımızın gösterdiği yolu seçmenin rahatlığından öteye gidemez.Ya mantığımız yanılıyorsa ? Ya diğer seçenek daha güzel bir rotaya sokucaksa hayatımızı ? Bunları düşünmeden körü körüne seçiyoruz.Neden ? Çünkü akıl ve mantığın yanılmaz olduğu, en doğru olduğu düşüncesi.Yani en kolay yol.Zor olan kaybettiğini bilmek ve onunla yüzleşmek.O diğer seçeneklerin herbirinde bir hayat kaybediyoruz.Kolay yol daha huzurlu aslında, çünkü düşünmenin sınırı yok, bu kayıpların ve onların yaratacağı sonuçların yükü ağır basıyor bizlere ve duymamanın düşünmemenin en kolay kaçış olduğu düşüncesini ön plana çıkarıyoruz.Peki şu an bu yazıyı okurken harcadığınız zamanla bambaşka bir hayatı daha kaybettiğiniz gerçeğinden nasıl kaçıcaksınız ?

Kaan PLATİN
 

Copyright 2010 Sarı Mürekkep.

Theme by WordpressCenter.com.
Blogger Template by Beta Templates.